Anasayfa    |   doc_gazete    |    Documentarist 2008    |    Documentarist 2009


Berlinale 2010

Berlinale'nin (süper)market halleri

İlk kez festival deneyimi yaşayan çiçeği burnunda bir belgesel yapımcısının gözünden, Berlinale'nin market bölümünden izlenimler...

Gaye Günay

 

11 – 21 Subat tarihleri arasında Berlin'in Mecidiyeköy’ü Postdamer Platz'da deliler gibi koşturarak geçirdiğimiz Berlinale'den, kendi adıma altın değerinde deneyimlerle ve Altın Ayı’nın Bal'a verildiği haberinin sevinci ile döndük.

İlk defa yapımcı kimliğimle ve Documentarist temsilcisi olarak katıldığım Berlin Film Festivali ve Avrupa Film Pazarı (EFM) boyunca her gün, olabildiği kadar film izleyip gerçeklikle hayal alemi arasında yolculuklar yapmayı heyecanla kafamda kurduğum halde, seçtiğim filmlerden sadece bir tanesini izleyebilmiş olmak beni oldukça üzdü.  

Ama bu durumu hem ilk festival deneyimi acemiliğime hem de organizasyonun büyüklüğüne ve karışıklığına verip, bir dahaki sefere işleri kolaylaştıracağını düşündüğüm bir kaç pratik bilgiyi paylaşmak istiyorum.

Diyelim kendi namınıza böyle büyük bir festivale katılmak istiyorsunuz. Önceden izlemeyi düşündüğünüz filmler, görüşmeyi düşündüğünüz kişiler var. Eğer niyetiniz az zamanda çok yol kat etmek ise, gideceğiniz yere organizasyonun başlangıç tarihinden en azından bir gün önce gidin ki oryantasyonunuz tam olsun. Aksi taktirde çok şey yapmak isterken, zamanı gerektiği gibi değerlendiremedim diye dövünebilirsiniz.
Mesela biz bağımsız belgesel projemizin post prodüksiyon kısmını tamamlayabilmek için, bir ortak yapımcı bulabilir miyiz acaba diye de çıkmıştık yola. Gerçi hayallerimiz vardı, ama pek bir beklentimiz olmadığını söylemeliyim.

Yine de Avrupa Film Pazarı kapsamında farklı ülke standları arasında özgürce dolaşabilmek, projemizi tanıtıp konusunun duayenleri ile tartışma imkanı bulabilmek gerçekten güzel bir deneyimdi. Tabii bunun yanında en yeni yapımlardan haberdar olabilmek, konunun profesyonelleri ile uluslararası film dünyası hakkında sohbet etmek, yepyeni insanlarla tanışıp kimiyle iş ilişkisi, kimiyle sıkı arkadaşlıklar kurmak da ayrı bir keyifti.  

Şunu da öğrendik ki, film festivalleri aralarında kategorilere ayrılıyorlarmış. Örneğin Sundance Film Festivali daha çok bizimki gibi bağımsız projelerin satın alındığı bir yer iken, Berlin Film Festivali bavulları film dolu satış temsilcilerinin daha önce aldıkları filmlerini görücüye çıkardıkları bir pazar yeriymiş. Bu yüzden belgesel filmlerle ilgilendigini bildiğimiz veya orada öğrendiğimiz firma temsilcilerinden hiç biri festivalin ilk günlerinde bizimle pek ilgilenmedi.

Festival pazarının ilk dört gününde, çok önceden belirlenmiş randevularla görüşmeler yapılıyorken, festivalin son günleri bir şekilde keyfi geçiyor denebilir. Madem öyle, o zaman ben organizasyonun ortasından geleyim demek de şu anlamda riskli olabilir: Görüşmek istediğiniz firma temsilcileri çoktan işlerini bitirmiş, bavulunu toplayıp evinin yolunu tutmuş olabilir. Elbet bizim yaptığımız gibi geride kalan stand görevlisinden ilgili kişinin kartvizitini almak mümkün, ama bu şekilde yüzyüze görüşme ve ikna etmenin cazibesini kaybettiniz demektir.

EDN, Meet the Docs, vs.

Peki belgesel film projeleri ile ilgili Berlinale'de ne vardı?

Diyelim ki bir belgesel projeniz var ve uluslararası platforma taşımak istiyorsunuz. Aklınızda dağıtım, ortak yapım ve hatta projenizin ilgili kişilere sunumu ile ilgili olabilecek incelikleri öğrenmek var. Berlinale'de EDN (Avrupa Belgesel Ağı) tarafından tam tamına bu konuları içeren, merakları gideren ve insanlari birbirlerine bağlayan Meet the Docs (Belgesellerle Buluşma) adında güzel bir organizasyon vardı.
Bu etkinlik tüm festival pazarı kapsamında arasanız tarasanız belki de ulaşamayacağınız kişileri ayağınıza getiren bir buluşma noktası mahiyetinde. Dört gün boyunca aynı mekanda aynı saatlerde gerçekleşti. Konuşmacı olarak davet edilmiş firma yönetici veya temsilcilerinden firmalarının farklı çalışma şekilleri hakkında bilgi alabildiğiniz, sorularınızı yöneltebileceğiniz ve elinizde projenizi tanıtan bir doküman varsa elden verebileceğiniz kaçırılmaması gereken bir ortamdı bence.

Bu organizasyon dışında festivalde ne varsa hep uzun metraj kurmaca filmlere dönüktü açıkcası.

Festival bitimine yakın artık en büyük firmalar standlarını toplayıp gitmeye başlamışlardı bile. Ve ben günlerdir  kimbilir kaçıncı kez aynı sunumu belki de aynı kelimelerle anlatmaktan hissetiğim yorgunluk ve uykusuzlukla birlikte, cebimde anlatıklarımızla ilgilenmiş ve projemizi bitirme sürecinin farklı alanları ile ilgili haber bekleyen kişilerin verdikleri kartvizit tomarı ile kalakalmış dururken şunu fark ettim: Her şey daha yeni başlıyor!

 

 



ENGLISH TÜRKÇE

 

 

 

 

En son yazılar

Kosova'da bir belgesel karnavalı

Uzun bir serivenin kısa hikâyesi

Saraybosna FF: Bize yakın dertler

“Balkanların anlatacak öyküleri var”

“Ne kadar güçlü olduğumuzu keşfetmemizden korkuyorlar”

“They are scared that we find out how powerful we are”

Belgesel para kazandırmaz”

DOCUMENTARIST büyüdü, festival oldu!

Fikirden filme giden uzun yol

DOCUMENTARIST: Haydi izleyelim!

Filistin'den Arjantin'e kısa bir dünya turu

Yafa, Portakalın Otomatiği: Bir turunçgilin peşinde...

İsrail'deki apartheid rejimine karşı...

Notes from the 29th Festival (İng.)

“Dikenli teller, rüzgârda şarkı söyler”

Envai çeşit belgesel

Teğet geçilmemiş bir belgeselin yapım süreci

Tel örgülerin ardındaki kadınlar

Dünyaya belgeselle bakmak ve görmek

Ankara'dan belgesel manzaraları

Dört duvar arasında, vizyonda!

Süngüyle kesilen ekmekler

Berlin üzerinde ninniler
ya da 'dandini dandini dastana'

‘Bal'a giden 'Yol'

Bir 'talent'ın gözüyle Kampüs izlenimleri

Berlinale'nin (süper)market halleri

 

Arşivdeki diğer yazılara ulaşmak için tıklayınız.

NOT: Yukarıdaki yazılarda dile getirilen görüşler yazarlarına aittir, Documentarist'i bağlamaz.

 

Bültenler

Ağustos 2010
Temmuz 2010
Haziran 2010
Mayıs 2010
Nisan 2010

Mart 2010
Şubat 2010
Ocak 2010
Aralık 2009
Kasım 2009
Ekim 2009
Eylül 2009


İletişim    |     Biz kimiz?    |    Bağlantılar