Feministler “Serbest Bölgeler”de çalışan kadın işçilerle ilk kez Novamed grevi vesilesiyle buluşmuşlardı. Feryal Saygılıgil ve Güliz Sağlam’ın birlikte yaptıkları “Bölge” adlı belgesel filmle birlikte, bu kez feminist kameranın açısı genişliyor: Film, Türkiye’deki yirmi Serbest Bölge’nin dördünden yedi kadın işçiyle yapılmış söyleşilerden oluşmuş. Kadınların anlattığı şeyler, “ihracat patlaması mucizesi”nin arkasında kadınların aşırı sömürüsünün yattığını bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Filmin açılışında, kamera bizi kapısında kocaman harflerle SERBEST yazan bir kapıya doğru yaklaştırıyor. Kısa bir süre içinde,
yaklaştığımız yerin kimler için “serbest” olduğunu kavrıyoruz: Burası her yerden uzakta, etrafı tellerle çevrilmiş, yalıtılmış bir bölge. Serbestlik bir yana, tam bir cezaevi. İşçi kadınlar konuştukça, çalışanların giriş-çıkışlarının tam bir denetime tabi olduğunu, tellerin bölgeden dışarıya ve dışarıdan içeriye geçişleri engelleyen bir yalıtım sistemi oluşturduğunu anlıyoruz. Kadınlardan biri Serbest Bölge’de işe başladığında kendisine artık AB’ye girdiği söylenmiş. Bu teller de, AB’nin işgücünün serbest dolaşımı karşısında ördüğü duvarların adeta bir simgesi…
Nitekim kadınların en büyük şikâyetlerinden birisi, yalıtılmışlık ve hiçbir sosyal ilişkinin olmaması. Mersin’de çalışan kadınlardan birisine “Yaşam nedir ki?” dedirtecek kadar her tür ilişkiden koparılmış bu insanlar. İçeride, her an üzerlerinde yoğun bir zaman baskısı hissediyorlar: Çalışma arkadaşlarıyla konuşmaları yasak, tuvalete gidişler izine bağlı ve günde beşer dakikadan ancak iki defayla sınırlı. Bir kadın, bu on dakika on beşe çıktığında -ya da çıkmış gibi gösterilerek- maaşlarından kesinti yapıldığını anlatıyor. Onları dışarıdaki dünyadan tümüyle koparan ise, yoğun çalışma temposu: Uzun çalışma saatleri, vardiyalı çalışma (otuz sekiz saate çıkabilen çalışma süreleri), kimi yerde akşam çıkış saatlerinin belirsiz olması, aileleri ve çocuklarıyla bile doğru dürüst birlikte olamamalarına yol açıyor. Vardiyalı çalışmanın tüketiciliği, hemen hepsinin ortak sorunu: Değişen uyku saatlerine uyum gösterememek (“Vücut alışmıyor!”), kreş olduğunda bile, vardiya saatlerine uymadığı için çocuğu kreşe bırakamamak ve insan ilişkilerinden yoksunluk. Bu çalışma temposunun uzun bir çalışma yaşamına olanak tanımadığını söyleyen bir kadın, “Keşke sekiz saat çalışabilseydim; o zaman onların istediği gibi 65 yaşında emekli olabilirdim” diye ekliyor.
Sendika yasağı, Ege’de çalışan kadın dışında hepsinin paylaştığı bir başka sorun: Novamed’den atılmış olan kadın, iş görüşmelerinde sendikaya üye olmama güvencesinin alındığını, kendisinin sendikalı olduğu için işten atılarak diğer kadınlara gözdağı verildiğini, kadınların babalarına, kocalarına telefon edilerek sendikalı olmamaları için baskı yapıldığını anlatıyor. Aralarındaki tek sendikalı kadın ise, sendikalarda erkekler için her şeyin, kadınlar içinse hiçbir şeyin yapılmadığından şikâyet ediyor ve kadınların örgütlenmesi ve sendikalarda kadın komisyonlarının olması gerektiğini söylüyor. Konuşurken kendini kaptırıyor: “Her yerde kadınların olmasını istiyorum!”
Ve tabii cinsel taciz: “Bakımlı” kadınların şeflerin ve patronların tacizine maruz kalmaları, erkeklerin aşağılayıcı sözleri ve tavırları, boşanmış ya da dul kadınlar için “ikinci el” nitelemeleri, erkeklerin tacizi karşısında işten atılanın kadın olması… Öte yandan Novamed’de olduğu gibi diğer bölgelerde de kadınların doğrudan doğruya bedenleri denetleniyor: İstanbul’da çalışan kadın, çalışmaya başlarken, kadınlardan iki yıl çocuk yapmayacağına, şayet evli değilse iki yıl nişanlanmayacağına dair güvence istendiğini belirtiyor. Ayrıca patronun, erkeklerin daha yüksek ücretler -% 100-200’e varan mesai ücretleri- almalarını, “Erkektir, ev geçindiriyor!” diye açıkladığını ekliyor. Erkek egemenliğinin kendini ortaya koyuş biçimleri bunlarla da sınırlı değil: Ege’de çalışan kadın, kadınların çocuk bakımı nedeniyle işlerinde yükselemediğini belirttikten sonra, zaten erkeklerin işyerinde de kadınlara hükmettiklerini anlatırken, kadınların nasıl önünün kesildiğine ilişkin bir örnek veriyor: İşyeri temsilcisi seçilen bir kadının temsilciliğini erkek işçiler iptal ettirmiş. Çıkardığı sonuç, kadınlar olarak birbirimize kenetlenmemiz gerektiği…
Toplumsal çelişkilerin bir yumak oluşturduğu serbest bölgelerde, kadın olarak ezilmenin ve aşırı sömürülmenin yanı sıra etnik/ulusal ayırımcılık, ırkçılık örnekleri de var. Mersin’de çalışan Batmanlı bir kadın yüz elli kişi içinde beş-altı Kürt olduklarını belirttikten sonra, “ileriyi düşünemiyorum” diyerek maruz kaldığı düşmanca tavır karşısında gelecek için hiçbir umudunun kalmadığını anlatıyor.
Film, izleyende sıcacık bir duygu bırakıyor. Bunda, söyleşi yapılan kadınların gözlerindeki cıvıltı ve kızgınlıklarını ifade eden alaycı gülümsemeler kadar, filmi çekenlerin de payı var: Film boyunca kadraja çocukların teklifsizce girip çıkmasına izin verilen başka bir belgesel biliyor musunuz?
Mart 2010
(Not: Radikal İki'nin 14 Mart 2010 tarihli sayısında yayınlanan bu yazıyı, yazarın izniyle sayfalarımıza alıyoruz.)
Bölge'nin festival gösterimi:
17 Nisan Cumartesi saat 16:00’da, Pera Müzesi Salonu’nda.